Lambusa Antik Kenti, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Girne İlçesi’nde yer alan Lapta kasabasının kıyı şeridinde yer almaktadır. Neolitik çağdan kalma zengin bir şehir krallığına ait kalıntılardır. Kıbrıs’ta bulunan en büyük dokuz krallıktan biridir.
Lambusa Antik Kenti’ne zengin bir şehir olduğundan ötürü, Parlak anlamına gelen Lambusa adı verilmiştir.
Antik Lambusa Kenti’nin kalıntıları, Mezarlar, kraliçe havuzu, surlar ve açık hava müzesi bölümlerinden oluşmaktadır.
19. yüzyılda yapılan kazılarda Altı köşeli gümüş bir buhurdan, gümüş leğen, gümüş bir tepsi ve yirmi dört tane gümüş kaşık oluşan eserler ortaya çıkartılmıştır. Daha sonraki yıllarda yürütülen kazılarda ise kabartma işçiliğinden gümüş tabaklar ortaya çıkartılmıştır.
Kazılarda ortaya çıkarılan eserler, New York, Londra gibi yabancı ülke şehirlerinin müzelerinde sergilenmektedir.
Lambusalılar Lüzinyan döneminde şehirlerini terk ederek, Lapta’yı kurmaya başlamışlardır. Bu süreç Osmanlılar döneminde de devam etmiştir. MS 18. yüzyılda Lapta’da yaşayan Lambusa kökenli halk Alsancak köyünü kurmuşlardır. Lapta ve Alsancağın kurulmasında taş ocağı görevini görmüş olan Lambusa Harabeleri, yok olma sürecine girmiştir.
Bu kilisenin bir zamanlar önemli bir manastırın çekirdeğini oluşturduğu bilinmektedir. Kubbesi, düzensiz bir sekizgen oluşturan sekiz yuvarlak sütun üzerine yerleştirilmiştir.
Bu sütunlardan ikisi duvarlardan ayrı tutularak, kutsal alan bema ile kilisenin geri kalan kısmı birbirinden ayrılmaya çalışılmıştır. Bu yapı, özellikleri bakımından Kıbrıs’ta günümüze kadar ulaşabilen en güzel mimari örneklerinden birisidir. Batısında bulunan beşik tonozlu narteks ile güneyinde bulunan revak düzenlemesi 14. veya 15. yy’da eklenmiştir.
Güneydeki revak düzenlemesi gotik taş işçiliğinin eşsiz bir örneğidir. Ancak, ahşap üst örtüsünden ve sütunların arasına yapılmış olan taş korkuluktan geriye birşey kalmamıştır. Antiphonitis sözcüğü “Cevap veren İsa” anlamına gelmektedir.
Yapı, orijinalinde narteks dışında tamamıyla duvar resimleriyle kaplıydı. Ancak günümüzde bu fresklerin birçoğu kayıptır. İki farklı döneme tarihlendirilen bu fresklerin günümüze kadar ulaşabilenlerinden bir bölümü 12. veya 13. yy’a, bazıları da 14. veya 15. yy’a aittirler. Bu duvar resimlerinde genel olarak konuları incilden alınmış sahnelerin yanısıra yoğun olarak aziz tasvirleri de bulunmaktadır. Ayrıca, günümüze ulaşamamış ancak yazılı kaynaklarda sözü edilen tevrat konulu sahnelerin de olduğu bilinmektedir. İsa’nın vaftizi, Meryem’in doğumu, Aziz Symeon Stylites, kubbedeki pantokrator İsa tasviri gibi örnekler günümüze kadar ulaşmış duvar resimlerinden bazılarıdır.
Bizans dönemine ait olan Bufavento Kalesi, adını “Rüzgara Karşı” anlamına gelen İtalyanca “Bufavento” kelimesinden alır. Lusinyanlar döneminde de önemini korumuştur.
Öne Çıkan Özellikleri: Deniz seviyesinden yaklaşık 950 metre yükseklikte yer alan kale, Girne sıradağlarının en yüksek noktalarından birinde bulunur. Zorlu bir tırmanış sonrası, harika bir manzara ile ödüllendirilirsiniz.
Girne Bandabuliya, tarihi Yuvarlak Kule’ye yakındır ve Girne’nin merkezinde bulunmaktadır.
Orijinal bina 1878 yılında İngiliz kolonileri yönetimindeyken bitişiğinde bir pazarla birlikte Şehir Salonu olarak inşa edilmiştir. Kış aylarında, binanın bir parçası olan ilk taş bina kısmı kapalı pazara dönüştürülürdü.
1970’lerin sonunda, pazar yeri pek çok manav, kasap ve balıkçıya ev sahipliği yapmıştır. Ancak, süpermarketlerin açılmasıyla Bandabuliya önemini kaybetmiş ve 1990 yılına kadar pazar olarak kullanılma işlevini yitirmiştir.
2005 yılında, Bandabuliya’nın yeme içme yerleri olan turistik bir pazar ve sanat merkezi olarak restore edilmesine karar verilmiştir.
Renovasyon sırasında, binanın kendi malzemeleri olabildiğince tekrar kullanılmaya çalışılmıştır ve mevcut kumtaşları geri dönüştürülmüştür.
Çarşıya girdiğinizde ilk fark edeceğiniz şey, Girne Kalesinde muhafaza edilmiş eski yelkenli geminin maketidir. Orijinal haline çok benzeyen maket binanın tam ortasında yer almaktadır ve bu daha samimi bir atmosfer sağlamaktadır. Girişte yer alan demirden yapılmış eski merdivenlerde oldukça büyüleyicidir.
Bandabuliyadaki restoran ve kafeler yerel mutfaktan lezzetler ve Akdeniz mutfağı ürünlerini sunmaktadır, market tarzı dükkanlarda pek çok çeşit yerel el sanatları ürünleri satışa sunulmaktadır.
Lefkoşa Bandabuliya’dan daha küçük olan Girne Bandabuliya’da akşamları yerli müzisyenler tarafından canlı müzik performansları sergilenmektedir ve romantik bir atmosfer arayanların mutlaka gitmesi tavsiye edilmektedir.
Girne İlçe merkezinde yer alan yapı, 1800’lü yıllarda kilise olarak kullanılmış ve günümüzde müzeye çevrilmiştir. Ulaşımların yürüyerek yapılabildiği müze, bölgenin tarihi açıdan önemli yapıları arasındadır.
İnşası 1860 yılına denk gelen yapı, döneminde Ortodokslara ait Arkhangelos Kilisesi olarak kullanılmıştır. Günümüzde müzeye çevrilen yapı içerisinde Girne bölgesinde bulunmuş olan ikonlar sergilenmektedir. Toplamda 3 kattan oluşan kilisenin her katında farklı dönemlere ait ikonları görebilirsiniz.
Kilisenin yapımından sonraki yıllarda yanına eklenmiş olan çan kulesi de ilçenin bütün noktalarından rahat bir şekilde görülebilmektedir.
Girne ilçe merkezine yaklaşık 8 kilometre batıda yer alan müze ve şehitliğe özel aracınızla veya Alsancak minibüsleri ile ulaşım sağlayabilirsiniz.
1974 senesindeki Kıbrıs Barış Harekatı’na dair en özel anıtlardan biridir. Çıkartmanın ilk günlerinde kullanılan bu karargah, bir roketatarın hedefi olmuştur. Binbaşı İbrahim Karaoğlanoğlu ile Yüzbaşı Fehmi Ercan’ın önderliğinde yürütülen operasyon sonrasında bu evin günümüzde müze ve şehitlik olarak kullanılması uygun görülmüştür.
Müze kısmına girmeniz durumunda, o döneme dair savaş kalıntılarına ve harekata dair sunumlara şahitlik edebilirsiniz. Ayrıca Rumlara ait savaş araçları da burada sergilenmektedir.
Müzeye girişler ücretsiz bir şekilde yapılmakta olup, herhangi bir yaş sınırlaması bulunmamaktadır.
Beşparmak Dağlarındaki tank, Girne ilçe merkezine yaklaşık olarak 28 kilometre uzaklıktadır. Etkileyici hikayesi ile birlikte mutlaka ziyaret edilmesi gereken tarihi yapılar arasında bulunan tankı, özel aracınızla Lefkoşa – Girne anayoluna çıkarak yaklaşık 10 kilometre sonra Boğazköy’ü geçip, sağa (Atatürk Caddesi) saparak ortalama 18 kilometre düz devam etmek suretiyle ziyaret edebilirsiniz.
1974 senesinde gerçekleşmiş olan Kıbrıs Barış Harekatı sürecinde, dağa çıkarken arazi koşullarından dolayı arıza yaparak burada kalan tank, hem tarihi önemi hem de manevi açıdan etkileyiciliği ile ön plana çıkmaktadır.
Günümüzde hala, paletlerinin arızalandığı andaki görüntüsü ile incelenebilen tankı, haftanın her günü ücretsiz bir şekilde ziyaret edebilirsiniz.
Kıbrıs’ın en önemli dini ziyaret noktalarından biri olarak gösterilen Hz. Ömer Türbesi; şehir merkezinden ortalama 5 km uzaklıktadır. Deniz kenarında bulunan türbe, oldukça sessiz ve sakin bir yerde bulunmaktadır. Türbede birçok şehitin yattığı ifade edilmektedir.
Girne ilçe merkezine yaklaşık 29 kilometre uzakta yer alan Mavi Köşk’e ulaşımlar özel araç ile sağlanmaktadır. Sahil yolunu ortalama 15 kilometre takip ettikten sonra Güzelyalı Caddesinden devam ederek ulaşabileceğiniz bu yapı, Girne’nin Çamlıbel Köyü sınırları içerisindedir.
Kıbrıs’ın en gizemli evlerinden biri olarak gördüğümüz ve hikayesiyle insanları şaşkına çeviren bu köşk; İtalyan asıllı bir Rum’a aittir. Normalde avukat olarak bildiğimiz Paulo Paolides isimli şahıs, aslında Ortadoğu’nun en büyük silah tüccarıdır.
Aynı zamanda dönemin Kıbrıs Cumhurbaşkanı’nın da avukatı olan Paulo, bu köşkü dışarıdan hiçbir şekilde gözükmeyecek ancak içeriden bakıldığında tüm bölgeye rahatlıkla hakim olabilecek tarzda bir mimariyle yaptırmıştır. Mimarisini yine kendi yakın dostuna yaptırdığı belirtilen Paulo, evin gizli yerlerini ve nasıl bir yapı olduğunu kimsenin bilmemesi için kendi arkadaşını dahi köşk tamamlandıktan sonra öldürmüştür.
1957 yılında yaptırılan bu köşk, 1974’teki Barış Harekatı’na kadar Paulo’nun bir nevi silah dağıtım noktası olarak kullandığı bir yer olarak bilinmektedir. Ancak bu harekat sırasında İtalya’ya kaçmak zorunda kalan Paulo, burayı da arkasında bırakmıştır. Kaçısıyla alakalı da yatak odasındaki gizli tünellerden bunu başardığı ve kaçarken de bu tünelleri patlattığı için nerelere çıkıldığının hiçbir zaman öğrenilemediği belirtilmektedir. Bu köşke ve sahibi Paulo’ya dair birçok rivayet bulunmaktadır. Bu yönüyle Girne’de günümüze dek gizemli bir yapıya sahip olan Mavi Köşk, ziyarete açıldıktan sonra bölgede gezilebilecek yerler listesinde yerini almıştır. Mavi Köşk, hala askeri bölge olarak belirlendiği için ziyaretlerinizde yanınızda kimlik bulundurmanız gerekmektedir.
İçerisinde birçok lüks eşya görebileceğiniz köşkün ön bahçesinde yer alan geniş bir havuz bulunmaktadır. Köşkün sahip olduğu manzara ise Girne’nin tüm güzelliğini gözler önüne sermektedir. Bölgedeki dağ ve deniz manzaralarının net bir şekilde görülebildiği köşk; buna karşın dışarıdan belirgin bir şekilde görünmemektedir.
Girne’de sıradağların yükseklerinde konumlanmış, Akdeniz’i ve Kuzey Kıbrıs manzarasını çevreleyen alanını tepeden seyreden St. Hilarion Kalesi, Lefkoşa’ya giderken yol üstünde bulunan Hilarion Kalesi, Girne sıradağlarındaki 3 kalenin (diğer ikisi Kantara ve Bufavento) en iyi korunmuş olanıdır.
İnanılanın tersine, kale ismini 4 yy.’da Filistin ve Kıbrıs’taki faaliyet gösteren bir Azizden değil, Kutsal Topraklarda işkenceden kaçıp inzivaya çekilen, dağlardaki bir mağarada yaşayıp ve orada hayatını kaybeden bir papazdan almaktadır.
Kantara ve Bufavento Kaleleri gibi St. Hilarion Kalesi de aslında Kıbrıs’a ve Anadolu kıyılarına devamlı saldırılar yapmak için yaklaşan korsanları görüp uyarmak için inşa edilmiştir. Aslında burada bir manastır ve kilise de inşa edilmiş olmasına rağmen, kaleye tarihteki ilk atıf 1191 yılındaki kayıtlarda bulunmuştur. Tarihte bir süre boyunca bu kale önemli stratejik bir öneme sahip olmuştur ancak daha sonra Lizünyan soylularının tatil için gittikleri bir yer haline gelmiştir.
Kalenin büyük bir kısmı 15. Yüzyılda Venedikliler tarafından garnizonların artan maliyetlerini düşürmek amacıyla boşaltılmıştır.
Üç farklı düzeyde inşa edilmiştir ve her biri kendine yeterli ve bağımsız olarak tasarlanmıştır. En alt ve orta bölge ekonomik amaçlar için kullanılırken üst kısım ise kraliyet ailesinin konakladığı kısım olmuştur.
Ana girişteki surlar 11. yüzyılda Bizanslılar tarafından güçlendirilmiştir, bu dönemde ise kalenin en alt kısmı askerlerin ve atlarının konaklamasına ayrılmıştır. Orta kısım kraliyet sarayı, mutfak, kilise ve büyük bir sarnıç için tahsis edilmiştir. Üst kısmında kale girişinde, ortasında avlu bulunan bir Lüzinyan Kapısı bulunmaktadır.
Kraliyet dairelerinin ikinci katında Gotik tarzıyla oyulan Kraliçenin Camı’ndan bakılınca görülen panoramik manzara olağanüstüdür ve Kuzey Kıbrıs’ın Kuzey kıyılarının, özellikle Lapta ovalarının resim gibi manzarasını görmek için buraya tırmanmaya gerçekten değecektir.
Walt Disney’de ‘Uyuyan Güzel’ karakterine ilham vermesiyle ünlü olan bu kale hem tarih meraklıların hem de muhteşem manzaralara ilgi olan kişilere pek çok fırsat sunmaktadır, ayrıca açık bir günde buradan Türkiye’yi bile seyredebilirsiniz.
En yüksek zirveye kadar ulaşabileceğiniz merdivenlerde eğim biraz diktir ancak tutunabileceğiniz bir merdiven tırabzanı bulunmaktadır. En yükseğe çıkmak için deniz seviyesinden 732 metre yüksekliğe çıkmanız gerekecektir, burada üniformalı askerlerle bir hatıra fotoğrafı çekilme fırsatı yakalayabilirsiniz.
Düz ve rahat ayakkabılar giyilmesi ve özellikle yaz aylarında ziyaretçilerin yanlarında atıştırmalık bir şeyler bulundurması tavsiye edilmektedir.