Kategori: TARİHİ YERLER

  • KRAL MEZARLARI

    Salamis yakınlarındaki bu yapının boyutuna ve ihtişamına bakınca hükümdar ailesine ait Kralların Mezarları olduğu anlaşılmaktadır.

    Büyük mezarlık alanı iki bölmeye ayrılmıştır ancak net sınırları henüz bilinmediği için tam olarak kazılmış durumda değildir. Alanın birinde kraliyet mensuplarının ve Salamis’in yüksek düzey yerleşimcilerinin mezarlıkları bulunurken ikinci alanda ise sıradan vatandaşların mezarları gömülüdür.

    Çalışmalar bu alandaki mezarların tarihinin MÖ 7. ve 8. yüzyıla dayandığını ve MS. 4. yy’a kadar kullanılmaya devam edildiklerini göstermektedir. Ancak, bazıları Salamis ve Tuzla yerleşim yerlerinin bir süre beraber var oldukları gerekçesiyle bu mezarların geçmişinin MÖ 11. yüzyıla kadar dayandığına inanmaktadır.

    Gömme gelenekleri, Homer’in İlyada Destanı’nda anlattıklarıyla benzerlik göstermektedir.

    Atın çektiği cenaze arabası cenazeyi diğer atlı arabalarla beraber eğimli rampadan girişe doğru indirmektedir ve sonra naaş ölünün yakıldığı odun yığınına çıkarılıp yıkılmaktadır. Külleri ise odanın içindeki bronz kazanın içinde saklanmaktadır

    Cenazeyi çeken atlar da ölen kişinin onuruna kurban edilmekteydi. Savaş arabalarıyla birlikte gömülen at iskeletleri, mezarların birçoğunun girişinde hala görülebilmektedir ve aynı zamanda sahiplerinin öbür dünyadaki en sevdiği hayvanı sürdürebilmelerini sağlamak için mezar malları olarak feda edilmiştir. Bu arabaların ahşap çerçeveleri çürümüştür, ancak toprakta izler bırakmışlardır ve metalik parçaları hala sağlamdır.

    Ölümden sonraki yaşamda hizmete devam edecekleri düşünüldüğü için hizmetçiler gibi insanların da feda edildiği görülmüştür. 

    Tüm mezarlar numaralandırılmıştır ve ziyaretçilerin bu alanı ziyaret etmeden önce okuması için aşağıda birkaç açıklama sunulmaktadır.

  • St. BARNABAS MANASTIRI

    Salamis’te doğmuş Yahudi bir ailenin oğlu olan, St. Barnabas, Kudüs’te eğitim gördükten sonraKıbrıs’a döner ve Hıristiyanlığı yaymak için M.S.45 yılında St. Paul ile çalışmaya başlar. Bu faaliyetlerden dolayı vatandaşları tarafından öldürülüp, cesedi denize atılmak üzere bir bataklığa saklanır. St. Barnabas’ın öğrencileri olayları izleyip, cesedi Salamis’in batısında bir yeraltı mağarasına gömerler ve göğsüne de St.Mathews’un yaptığı incilin kopyasını koyarlar. Cesedin yeri bilinmediğinden uzun yıllar gizli kalır. 432 yıl sonra piskopos Anthemios, mezarı rüyasında gördüğünü söyleyerek, açılmasını ister. Mezar açıldığında St. Mathews incili dolayısıyla, St. Barnabas teşhis edilmiş olur. Bu keşif sonrasında Piskopos, İstanbul’a giderek İmparator Zeno’yu bilgilendirir ve Kıbrıs kilisesinin özerkliğini kazanır. İmparator, gömütün bulunduğu yerde bir manastır inşası için yeterince bağışta bulunur. Manastır M.S. 477’de inşa edilir. Manastır bir kilise, avlu ve avlunun üç yanında bir zamanlar papazların yaşadığı odalardan meydana gelmiştir.

  • TARİHİ CÜMBEZ AĞACI

    Ağacın katedralin inşaatına başladığı 1298 yılında dikildiği söylenmektedir. Gövdesi 2.70 metreden sonra 7 dala ayrılır. Kıbrıs’ta yaşadığı bilinen en yaşlı ve canlı ağaçtır.Yılda yedi kez meyve veren ağaç katedralin önüne büyüleyici bir gölge verir. Kökleri Doğu Afrika’ya ulaşan ağaç, güzel bir meyveye sahip olması, sıcak yerler için yarı kapalı gölge bir mekan oluşturma özelliği ve mobilya yapımı için değerli kerestesinin olması nedeniyle eski Mısır’lılar döneminden beri yörede önemliydi. Ağacın meyvelerine halk arasında Firavun meyvesi denmesi belki de buna bağlanabilir. Yaşamı boyunca birkaç dönem şubat ayında yapraklarını dökmesi ağacın öldüğü izlenimini vermişti. Fakat yaprakların bir ay içinde geri gelmesi ve ağaçın koyu yeşil yapraklarla yeniden canlanması insanları hayretler içinde bırakmıştı. Eski papirüs çizimlerinde meyvesinin çizimleri yer almaktaydı. Meyveyi yarmak için kullanılan ve eski Mısırlılar tarafından keşfedilmiş bıçak, bu meyvenin olgunlaşmasını hızlandırmaktaydı. Meyveyi yarmak önceleri, içindeki sineklerin, böceklerin kaçması için düşünülmüştü. Ancak bu yöntemle ethilen gazının üretilmesi sonucu meyve olgunlaşıyordu. Görünüşüne bakılarak birkaç yüzyıl daha katedralin bu ağacı koruyabileceği düşüncesine kapılmak oldukca sevindiricidir. Cümbez ağacı, ada tarihini anlatan en yaşlı canlıdır. Tanıklık ettiği yüzlerce olay var: Katedral önünde ses çıkaran zırhlar içindeki Lüzinyan Silahşörleri, çekirge belası, Venedik inşaatcıları, 1571 yılındaki bombardıman, birçok deprem, son yapılan meydan düzenlemeleri ve daha yüzlerce olay… Ve daha göreceği birçok sahne…

  • CAFER PAŞA HAMAMI

    Namık Kemal Meydanının kuzey batısındadır. Evkaf Dairesi arşivindeki belgelerde 1601 yılında inşa edildiği kayıtlıdır. Lusignan dönemine ait St. Fransis Kilisesi’nin avlusunda bulunan yapı kesme taştan yapılmıştır. Plan ve mimari üslubu (ılıklık ve sıcaklık bölümleri) Osmanlı dönemi yapı özelliklerini yansıtmaktadır. Sadece “Soyunmalık” odası Orta Çağa ait St. Fransis kilisesinin orjinal odalarından birisidir. Güney duvarındaki basık birkapıdan girilen bu odanın üstü haçtonozla örtülüdür. Tavanın ortasında ve duvarda bulunan üç pencere ile aydınlanmaktadır. Soyunmalık bölümünün kuzey duvarında bulunan bir kapıdan yarım tonozla örtülü “L” planlı bir ara geçide ve buradan da hamamın ılıklık bölümüne girilmektedir. Ilıklığın üstü beşik tonozla örtülüdür. Ilıklıktaki bir kapıdan hamamın sıcaklık bölümüne girilmektedir. Sıcaklık bölümünde kubbeli bir orta mekana açılan tonozlu dört Eyvan ve dört köşede kubbeli birer oda (Halvet) bulunmaktadır.

  • KARMELİTE KİLİSESİ

    12’inci Yüzyılda Suriye’deki Karmel dağında kurulan Karmel tarikatına aittir. Bu tarikata rahibe olarak hizmet verem Azize Mary’nin adı bu kiliseye verilmiştir. Kesin inşa tarihi bilinmemeyen bu yapı Suriçi Somuncuoğlu Sokta bulunmaktadır.

  • ST. ANNA KİLİSESİ

    Suriçi Somuncuoğlu Sokta yer alan Lüzinyan Dönemi’ne ait iyi korunmuş bir kilisedir. Alışılmışın dışında bir çan kulesine sahiptir.

  • MUSTAFA PAŞA CAMİSİ (STAVROS KİLİSESİ)

    Suriçi Mustafa Paşa Sokakta yer alan yapı 16’ıncı yüzyılda inşa edilmiştir. Beşiktonozlu ve batısında güzel işlenmiş bir girişi vardır. Osmanlıların Kıbrıs’ı ele geçirmelerinden sonra mihrap ve minber ilave edilerek camiye dönüştürülmüştür. Avlusunda Osmanlı dönemine ait üç mezar bulunmaktadır.

  • ST. GEORGE GREK KİLİSESİ

    Oldukça büyük ve güzel bir yapıdır. Güney tarafında iki apseli ve duvarlarında resim izleri bulunan küçük bir Bizans katedralinin kalıntıları yer almaktadır. Bu kilise bir zamanlar Ortodoxlar tarafından kullanılmıştır. Bazı kaynaklarda Salamis Başpiskobosu St. Epiphanios’un (MS. 310- 406) tüm mücevheratları ile burada gömülü olduğu öne sürülmektedir.

  • AYİA ZONİ KİLİSESİ

    Bizans stilinde 14’üncü veya 15’inci yüzyıllarda yapılmış bu kilise Meryem Ana’ya adanmıştır. Duvarlarında fresk izleri bulunmaktadır. Kilise yanında bulunduğu St. Nikolas Kilisesi ile benzerlikler göstermektedir.

  • KUTUP OSMAN TÜRBE VE TEKKESİ

    Mağusa surları dışında Namık Kemal Lisesi yanında yer almaktadır. Bu Türbe Halvetiye Tarikatı’nın Kıbrıs’taki kurucusu Kutup Osman Fazlullah Efendiye aittir. Kutup Osman, Halvetiye Tarikatı mensuplarından Şeyh Fazlullah Efendi’nin oğlu olup Bulgaristan’ın Şumnu kasabasında doğmuştur. Ulema sınıfından olup ilahiyatın muğlak yönlerini çözmeye yarayacak bir çok eserleri vardır. Devrin padişahı olan IV. Mehmet kendisine sarayda imamlık ve eğitmenlik görevleri vermiştir. Kendini çekemeyenlerin ittirasına uğrayarak 1690 yılında Mağusaya sürgüne gönderilmiş, bir yıl sonra da burada vefat etmiştir. Zaman aşımı ile izi kaybolmaya yüz tutan türbesi Elhaç Seyid Mehmet Ağa tarafından 1824 yılında yeni baştan inşa ettirilerek türbenin yanına bir mescit ile tarikat mensuplarının ikameti için de bazı odalar eklenmiştir. Mezarının 1835 tarihli ahşap kitabesi şu anda Cambulat Müzesinde sergilenmektedir.